![]()
![]()
Yıllardır gülleri, reyhanları unuttum.
Burnumun direklerini sızlatan dikenleri de
Bir bir soldular, tıpkı yapraklar gibi.
Tıpkı rüzgara savrulan hayallerim gibi.
Ama bu gün, bir gülün gülüşüyle,
Gün bana gül uzattı sımsıcak gülüşüyle,
Özlemim vardır bir gülün,
Merhaba deyişiyle.
Sanki tükenen umutlar filizlendi
Sanki hayaller yeşerdi
Bedenim ve dilim titredi
İçimdeki öteki bu sen misin dedi.
Gül görgülü, gül kibar,
Efendi ol sende ey bahtiyar,
İncitme gülü, belki bahçıvanı vardır,
Belki gülün gamı vardır.
Gül, gülücük verdi diye güvenme,
Zehirsiz ve dikensiz olacağını sanma,
Gönlüne sahip ol, güle, gönlünü kaptırma,
Kuruyan güllerden aldığın zehiri, sakın sıçratma..
Gül eğer açılırsa sana,
Sende tarihin sayfaları gibi açıl ona,
Açıl güle ve ona aç beyaz sayfalarını,
Gül güvensin tarihe, gülsün talihe..
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Dilberim aşkı unutalı yıllar oldu .
Yüreğim atmaz, dizim titremez, dilim sürçmez oldu.
Aşka, sevgiye ve sadakata dair inancım kül oldu.
Tıpkı savrulan karacadağ rüzgarı gibi.
Ama bu gün, yıllar sonra bu gün var ya?
O kara gözlerinde tutuklu kaldım.
Vuruldum selvi boylu endamına
Bakışlarında nehir gibi aktım, aktım aktım…
Bu tutuklu halimin sürmesini,
Bir ömür boyu hükümlülüğe dönüşmesini,
Hükümlülüğümün hürriyete dönüşmemesini,
Azrail gelene kadar sevgimin sürmesini istedim.
İstedim ki seninle sonsuz bir yolculuk olsun.
Yolculukta katlanacağımız dikenler olsun.
Sevda bahçemizde meyveler olsun.
Bu meyveler yeşerip büyüsün.
Büyüsün değil mi dilberim?
Minik yüreklerde sevgiyi yazalım.
Büyüyüp dünyayı sarsın diye.
Nefreti yaprağa yazalım, kuruyup gitsin diye.
Ne olur esmer, ilham kadar sevgi ver,
İlim kadar aşk ver,
İrfan kadar sıcaklık ver,
İrşad kadar murşidlik ver, ne olur ver…
Selvi boylum seviyorum dedim,
Bu ne deyip aslan kesildin.
Hoşlanıyorum, aşığım dedim
O kara gözlerini yana çevirdin.
Canımsın esmer, ne olur cananım ol.
Bırak dala dala kayıp olayım güzlerinde.
Ne olur sıcak sular çağlayan gibi aksın yüreğime.
Ne olur, titreyen dizlerime, pırpır yüreğime şans ver.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Bu öykü, çiftlikten çiftliğe, yarıştan yarışta koşarak
atları terbiye etmeye çalışan gezgin bir at terbiyecisinin
genç oğluna kadar uzanır. Babasının işi nedeniyle
çocuğun orta öğretimi kesintilere uğramıştı.
Orta ikideyken, büyüdüğü zaman ne olmak ve yapmak
istediği konusunda bir kompozisyon yazmasını istedi hocası..
Çocuk bütün gece oturup günün birinde at çiftliğine
sahip olmayı hedeflediğini anlatan 7 sayfalık bir
kompozisyon yazdı. Hayalini en ince ayrıntılarıyla anlattı.
Hatta hayalindeki 200 dönümlük çiftliğin krokisini de çizdi.
Binaların, ahırların ve koşu yollarının yerlerini gösterdi.
Krokiye, 200 dönümlük arazinin üzerine oturacak 1000
metrekarelik evin ayrıntılı planını da ekledi.
Ertesi gün hocasına sunduğu 7 sayfalık ödev,
tam kalbinin sesiydi.. İki gün sonra ödevi geri aldı.
Kağıdın üzerinde kırmızı kalemle yazılmış kocaman bir
"0" ve "Dersten sonra beni gör" uyarısı vardı.
"Neden "0" aldım?" diye merakla sordu hocasına, çocuk..
"Bu senin yaşında bir çocuk için gerçekçi olmayan bir hayal"
dedi, hocası.. "Paran yok. Gezginci bir aileden geliyorsun.
Kaynağınız yok. At çiftliği kurmak büyük para gerektirir.
Önce araziyi satın alman lazım. Damızlık hayvanlar da
alman gerekiyor. Bunu başarman imkansız" ve ekledi:
"Eğer ödevini gerçekçi hedefler belirledikten sonra yeniden
yazarsan, o zaman notunu yeniden gözden geçiririm."
Çocuk evine döndü ve uzun uzun düşündü. Babasına danıştı.
"Oğlum" dedi babası "Bu konuda kararını kendin vermelisin.
Bu senin hayatın için oldukça önemli bir seçim!."
Çocuk bir hafta kadar düşündükten sonra ödevini hiçbir
değişiklik yapmadan geri götürdü hocasına..
"Siz verdiğiniz notu değiştirmeyin" dedi..
"Ben de hayallerimi..".....
O orta 2 öğrencisi, bugün 200 dönümlük arazi üzerindeki
1000 metrekarelik evinde oturuyor.
Yıllar önce yazdığı ödev şöminenin üzerinde
çerçevelenmiş olarak asılı.
Öykünün en can alıcı yanı şu: Aynı öğretmen,
geçen yaz 30 öğrencisini bu çiftliğe kamp kurmaya getirdi.
Çiftlikten ayrılırken eski öğrencisine "Bak" dedi,
"Sana şimdi söyleyebilirim. Ben senin öğretmeninken,
hayal hırsızıydım. O yıllarda
öğrencilerimden pek çok hayal çaldım.
Allah' tan ki, sen, hayalinden vazgeçmeyecek kadar inatçıydın."
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Adam yorgun argın eve döndüğünde 5 yaşındaki
çocuğunu kapının önünde beklerken buldu.
Çocuk babasına, "Baba bir saatte ne kadar para
kazanıyorsun" diye sordu... Zaten yorgun gelen
adam, "Bu senin işin değil" diye cevap verdi.
Bunun üzerine çocuk "Babacım lütfen, bilmek
istiyorum" diye üsteledi. Adam "İllâ da bilmek
istiyorsan 20 milyon" diye cevap verdi. Bunun
üzerine çocuk "Peki bana 10 milyon borç
verir misin" diye sordu. Adam iyice sinirlenip,
"Benim senin saçma oyuncaklarına veya
benzeri şeylerine ayıracak param yok. Hadi,
derhal odana git ve kapını kapat" dedi.
Çocuk sessizce odasına çıkıp kapıyı kapattı.
Adam sinirli sinirli "Bu çocuk nasıl böyle şeylere
cesaret eder." diye düşündü. Aradan bir saat
geçtikten sonra adam biraz daha sakinleşti ve
çocuğa parayı neden istediğini bile sormadığını
düşündü, "Belki de gerçekten lazımdı"...
Yukarı çocuğunun odasına çıktı ve kapıyı açtı...
Yatağında olan çocuğa, "Uyuyor musun" diye
sordu. Çocuk "Hayır" diye cevap verdi...
"Al bakalım, istediğin 10 milyon. Sana
az önce sert davrandığım için üzgünüm.
Ama uzun ve yorucu bir gün geçirdim" dedi...
Çocuk sevinçle haykırdı, "Teşekkürler
babacığım"... Hemen yastığının altından
diğer buruşuk paraları çıkardı. Adamın
suratına baktı ve yavaşça paraları saydı.
Bunu gören adam iyice sinirlenerek, "Paran
olduğu halde neden benden para istiyorsun?...
Benim, senin saçma çocuk oyunlarına ayıracak
vaktim yok" diye kızdı... Çocuk "Param vardı
ama yeterince yoktu " dedi ve yüzünde
mahcup bir gülücükle paraları
babasına uzattı; "İşte 20 milyon...
Şimdi bir saatini alabilir miyim babacım?..."
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
İskoçya'da yoksul mu yoksul bir çift yaşardı. Fleming'di adı. Günlerden bir
gün tarlada çalışırken bir çığlık duydu. Hemen sesin geldiği yere koştu. Bir
de baktı ki beline kadar bataklığa batmış bir çocuk, kurtulmak için çırpınıp
duruyor. Çocukcağız bir yandan da avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Çiftçi
çocuğu bataklıktan çıkardı ve acili bir ölümden kurtardı. Ertesi gün
Fleming'in evinin önüne gelen gösterişli arabadan şık giyimli bir aristokrat
indi. Çiftçinin kurtardığı çocuğun babası olarak tanıttı kendini. ‘‘Oğlumu
kurtardınız, size bunun karşılığını vermek istiyorum’’ dedi. yoksul ve
onurlu
Fleming ‘‘Kabul edemem!’’ diyerek ödülü geri çevirdi. Tam bu sırada kapıdan
çiftçinin küçük oğlu göründü. ‘‘Bu senin oğlun mu?’’ diye sordu aristokrat.
Çiftçi gururla ‘‘Evet!’’ dedi. Aristokrat devam etti: ‘‘Gel seninle bir
anlaşma yapalım. Oğlunu bana ver iyi bir eğitim almasını sağlayayım. Eğer
karakteri babasına benziyorsa ilerde gurur duyacağın bir kişi olur.
‘‘ Bu konuşmalar sonunda Fleming'in oğlu aristokratın desteğinde eğitim
gördü.
Aradan yıllar geçti. Çiftçi Fleming'in oğlu Londra'daki St. Mari's Hospital
Tip Fakültesi'nden mezun oldu ve tüm dünyaya adini penisilini bulan Sir
Alexander Fleming olarak duyurdu. Bir süre sonra aristokratin oğlu zatürreye
yakalandı. Onu ne mi kurtardı?
Penisilin!
Aristokratin adi: Lord Randolp Churchill.
Oglunun adi: Sir Winston Churchill.
Kurtaran doktor: Çiftçinin oglu Sir Alexander Fleming.
Paraya gereksiniminiz yokmuş gibi çalışın.
Hiç acı çekmemiş gibi sevin.
Hiçbir şey beklemeden verin.
Karşılığı nasıl olsa gelecektir.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı